IŞIK

Bu da benden olsun. Egzersiz için yazdığım bir deneme.

IŞIK

“Neden eve girmiyoruz anne? Çok üşüdüm ben!..” dedi çocuk minicik ellerini ovuştururken. “Hem botlarım da ıslandı…”

“Tamam kuzucuğum, gireceğiz evimize. Ocakta kuruturuz sen merak etme. Ama ne olur biraz daha sabırlı ol, babanın sakinleşmesi lazım. Birazdan uyur, biz de gireriz içeri.”

O da çok üşümüştü. Donmak üzereydiler. Gidecek başka yer de yoktu ki bu çorak yerde. Ne kadar zaman geçti tahmin edemiyordu artık. Kocası yine öfkelenmişti. Ne o, sofrada niye peynir yokmuş? Peynirsiz rakı olur muymuş? Allahtan dövmeye üşenmiş de… ama çocuğa da acımadan atıvermişti ikisini de akşamın bu ayazında karlar içindeki bahçeye. “Bu size ders olsun!” demişti, kırmızı, pancar gibi kırmızı burnu ve öfkeli gözleriyle.

Kadın, pencereye yaklaşmaya bile korkuyordu, o görürse bir daha içeri giremezler diye. Kabanının önünü açıp, biricik yavrusunu içine sakladı, sarıldı. Önce uzak dağların arasından sessizce alçalan soluk yuvarlak ışığa, sonra kararmış mor yamaçlara baktı. Gece olmadan ayaz başlamış, karanlıkta kalmışlardı bile. Sadece evdeki ışığın pencereden süzülen aydınlığında bir süre daha beklediler.

Küçük çocuk, karların üzerinde sıcacık güneşin hayalini kurarken kapının açıldığını fark etti. İçerideki ışık dışarı fırlamıştı sanki…”Ama bir dakika… Bu evin kapısı değil ki!..” diye şaşkınlık içinde, giderek daha da çok yaklaşan ışığa doğru yürüdü…

Yeşim Sedef Gürkan – 09.11.2016

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.